Ana Sayfa Felsefe Tarih İran Devrimi’nde Solcuların, ABD’nin, İngiltere’nin ve İsrail’in Rolü (videolu anlatım)

İran Devrimi’nde Solcuların, ABD’nin, İngiltere’nin ve İsrail’in Rolü (videolu anlatım)

318
0
İran Devrimi
Jimmy Carter ve Ruhullah Humeyni, İran Devrimi

 

İran devrimi sandığınız gibi İslami bir devrim olarak başlamamış aksine bir solcu hareketi olarak başlamıştır. Evet evet doğru duydunuz. Hatta dine mesafeli ve modern, milliyetçi akımların başlattığı bir hareketin sonucu olarak İran İslam devrimi olmuş ve Humeyni daha sonra kendisini devlet başkanı yapan bu kesimin çoğunu asmış, bir kısmını da ülkeden sürmüştür. Bunun en önemli sebebini hangi din olursa olsun dünyada ki tüm siyasal dincilerin fikrini tek cümlede Ruhullah Humeyni açıklamıştır; “İslam uzlaşmaz şekilde devlet politikasıdır”. Yani dinlerin siyasette uzlaşması olamaz.

Peki İran’da olan olaylar sadece bir halk devrimi miydi? Yoksa İngiltere, ABD gibi devletlerin parmağı var mıydı? Biliyorsunuz dünyanın her yerinde bu iki devletin kullandığı en önemli iki argüman var. Biri din, diğeri komünizm. Yapısal olarak ta İslam kullanılmaya çok müsait bir din olduğundan bu devrimde kullanılmış mıdır? İran devrimi 1 şubat 1979’da Humeyni’nin devlet başkanı olmasıyla resmen gerçekleşmiştir. Fakat devrimi anlamak için 1953 yılına biraz dönmemiz gerekmektedir. Bu yıllarda İran’da milliyetçi ve ulusalcı akımlar başlamıştır. Bu akım önce muhalefette olsa da daha sonra çoğunluğa ulaşmış ve İran petrollerinin millileşmesini meclisten geçirtmiştir. Bu ABD ile yakınlığı bilinen Şah ve dönemin başbakanı Razmana’nın tepkisine yol açmıştır fakat birkaç gün sonra Razmana öldürülmüştür. Bunun üzerine milliyetçi kesimin lideri Musaddık Şah tarafından istenmeyerek te olsa başbakanlığa getirilmiştir. Musaddık iyi eğitimli, kültürlü ve modern bir insandır. Aynı zaman da milliyetçi olduğundan İran petrollerini millileştirme çalışmalarını hızlandırmıştır. Bu durumdan en çok etkilenen ABD ve İngiltere olmuş hatta İngiltere İran petrol piyasasından çekilmek zorunda kalmıştır. Aynı dönemde Şah Rıza Pehlevi gücü tekrar eline almak istiyordu ve 2009 yılında Obama’nın da itiraf ettiği gibi Şah-ABD-İngiltere üçlüsü ülkede bir darbe ile Musaddık’ı indirmiştir ki bir süre önce sokaklarda yaşa Musaddık sesleri, yaşa Şah’a dönmüştür. Hepimiz biliyoruz ki bu devletlerin planları anlık değildir. Aslında Musaddık indirilerek ilk adım atılmıştır sadece. Buda Şah kullanılarak yapılmıştır. Monarşi sistemlerinde yönetim sadece kendi monarşik yönetimini korumaya yönelik hareket eder. Halk ve devlet umurunda olmaz ki burada da böyle olmuştur.

Musaddık’ın yerine İngilizci general Zahidi başbakan olmuştur. Fakat biliyorlardı ki bu coğrafyadan yeterince faydalanabilmek için ülkeleri birbirinden koparmak gerekiyordu. Bunun içinde İran’ın izole bir devlet olması gerekiyordu. Şah’ta burada ekmeklerine yağ sürmüş ve muhalefete baskı kurmaya başlamış, birçok muhalif ya asılmış ya da sürgün edilmiştir. Aynı dönemlerde İslami kesim de Şah’ın modern yapısından rahatsız oluyordu. Şah köylerde kız çocuklarını dahi okuttuğu için mollaların etkisi azalıyordu. Muhalif sesler arasında Ruhullah Humeyni’nin sesi çok ön plandaydı. Şah onu asmak istese de Humeyni Şii inancına göre asılması imkansız olan Ayetullah-el Uzma makamına getirilmiştir. Bunun üzerine 1964 yılında ülkeden sürülmüştür. Bir süre Irak’ta kalan Humeyni daha sonra Saddam tarafından kovulmuş ve önce Türkiye’de Bursa’da daha sonra da Fransa’nın sahip çıkmasıyla Paris’te kalmıştır. Bu dönem içinde Humeyni’nin konuşmaları kısa ses kayıtlarıyla İran’da dolaşmaya başlamıştır. Düşünün YouTube’nin internetin olmadığı yıllarda İran gibi baskıcı bir ülkeye bu ses kayıtları ABD ve İngiltere olmadan nasıl girmiştir. İmkansız!

Diğer tarafta ise 70’ler ABD-İran dostluğu yıllarıdır. Ekonomik artıların da yaşandığı yıllar olmasına rağmen solcularda ve aydınlarda Şah rejimine karşı bir başkaldırı mevcuttur. Ne dedik ABD’nin en çok kullandığı argümanlar din ve komünizmdir. Böylece 1953’te başlayan Şah’ın ABD’ye gebe kalma işi 70’lere doğru uzanıyor. Çünkü bir anda karşısında 3 kesimi birden buluyor. Solcular, cumhuriyetçiler ve İslamcılar. Şah böylece milliyetçi reformlarını da uygulayamıyor ve aslında Humeyni’nin muhalefet ettiği yasaları uygulayamıyor. Her şey ABD ve İngiltere lehine gözüküyor. Burada Şah’a karşı çıkanların bu iki devletin desteğini almadan çıktıklarını kimse iddia edemez herhalde. 31 Aralık 1977’de Jimmy Carter Tahran’ı ziyaret etmiştir.

1978 yılına gelindiğinde Humeyni casus ilan ediliyor ve halk arasında mağduriyet doğuruluyor. Zaman içinde gelişen ekonomik şartlarda köydeki eğitimsiz nüfusun şehirlere göçünü sağlamasıyla artık şehirlerde yüksek oranda İslamcı nüfusta oluşuyordu. Durum böyle olunca ülke genelinde olaylar çıkmış ve yüzlerce kişi ölmüştür.

İran ordusu, özellikle hava kuvvetleri ileri derecede eğitim almış aydın kesimden oluşur ve devrimde etkili rol izlemiştir. Devrimin son dönemlerinde ordunun cephaneliğini halka açarak silahlanmasını sağlamıştır. Sokaklarda solcuların başlattığı devrim çalışmaları artık İslamcıların eline geçmiş vaziyettedir fakat hala solcular ve aydınlar demokratik bir İran kurulacağına inancı vardır ve İslamcılarla birlikte hareket etmektedirler. Kasım 1978’de ordu yönetime el koyar. 1953’de Şah’ın imdadına 1 milyon Dolar bütçe ile yetişen ne ABD vardır ne de İngiltere. 16 Ocak 1979’da kendini şahların şahı anlamına gelen Şehinşah ilan eden Pehlevi İran’ı terk etmek zorunda kalmıştır. Ordunun başbakan olarak atadığı Bahtiyar, Humeyni’nin 1 Şubat 1979’da ülkeye geri dönmesinden 4 gün sonra 5 Şubat 1979’da istifa etmiş ve Humeyni devlet başkanı olmuştur.

Humeyni ülkeye dönerken uçakta bir gazetecinin nasıl hissediyorsunuz? Sorusuna hiç diye cevap vermesi aslında büyük resmin Basit AYRINTIsıdır. Artık işler değişmiştir. Bir monarşiden başka bir monarşiye geçilmiştir. Halkı silahlandıran eğitimli ordu mensupları, akademisyenler ve devlet memurlarının aydın kişileri dini rejime karşı gelmekten birçoğu asılmış, bir kısmı da sürgün edilmiştir. Solcular neye uğradığını anlamadan, Şah’ın yaptığı gibi muhalefette idamlar ve sürgünlerle susturulmuştur. Böylece üniversiteler dahil tüm kurumlar Humeyni’nin eline geçmiştir. Humeyni’nin ilk emri kadınlar tam kapanacak olması tepki alınca takiye yapmış ve bunu inkar etmiştir ama zaman içinde bu halka kabul ettirilmiştir. Saddam Hüseyin ile kişisel hesabından dolayı bir savaş çıkarmış ve ülkeyi 8 sene savaşta bırakmıştır. Sonunda da BM destekli bir barış imzalanır. Yani İslam rejimi Hristiyanlarla iş yapmıştır. Bunun tek amacı da İslami rejimi korumaktır. Ülkenin ne hale geldiğinin bir önemi yoktur.Ülkede hala bir şey değişmemiştir. Demokrasi öldürülmüştür, halka baskı Şah dönemindeki kadardır, molla olmak doktor olmaktan önemlidir.

 

 

Bir Cevap Yazın